“HIZLI ARAMA İÇİN ETİKETLER”

KİTAP İNCELEMESI / SİNE ERGÜN “BAZEN HAYAT”

Sine-Ergun-elmaaltshift

Bugünden itibaren Elma+Alt+Shift’te yeni bir bölüme başlıyoruz: Kitap İncelemesi… Sabit Fikir’de editör yardımcısı olarak çalışan Doğacan Doğan, Elma+Alt+Shift’te bundan böyle yerli/yabancı yazarların kitaplarını sizin için mercek altına alacak. İlk konuğumuz Sine Ergün’ün “Bazen Hayat” adlı öykü kitabı.

Raymond Carver’dan bir alıntıyla başlayan bir kitap, hele ki birbirinden yalın ama etkileyici öykülerle devam ediyorsa, o yazarın her işini takibe almak yapılacak en akıllıca iştir. Genç bir öykücü olan Sine Ergün ve 2012 Mayıs’ında Can Yayınları’ndan çıkan ikinci kitabı Bazen Hayat’tan bahsediyorum. Benim gibi, Türk öykücülerini yakından takip eden bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine aldığım Burası Tekin Değil’den sonra, bu sene ikinci kitabı raflarda gördüğümde hiç tereddütsüz alıverdim. Genç kuşak öykücülerinden hem en beğeniyle okuduğum, hem de okuduklarımdan etkilenmemin üstüne az biraz da özendiğim biri haline gelen Sine Ergün, hiç şüphesiz ki okurlara hayattan parçalar sunmayı becerebilen bir edebiyatçı.

Öykü, deneme, şiir ve çevirilerini Notos, Kitap-lık, Sıcak Nal, Özgür Edebiyat, Sözcükler ve Patika gibi pek çok dergide yayınlatan 1982 doğumlu yazar, Notos dergisi ve Notos Kitap’ta editörlük yapmış. Notos’taki çalışma hayatı süresince yazmaya da ağırlık veren Ergün, ilk kitabının tohumlarını orada atmış. 96 sayfadan oluşan Bazen Hayat kitabında ise toplamda 28 öykü var. Minimalist bir öykücü diyebiliriz belki ona, ancak bir öyküyü bile okuduktan günler sonra hala kafanızda evirip çevirebiliyorsanız, bu o öykünün uzunluğu ya da kısalığının, içinde bulundurduğu cümle ya da betimleme sayısının fazlalığı veya azlığının kimi zaman hiçbir önemi olmadığını en yalın şekilde gösteriyor size. Bana öyle oldu. Örneğin; Oje Sürmenin İncelikleri isimli öyküsü, ne zaman oje sürsem düşer aklıma, o iç sıkıntısı, ojeyi bozmamak için gösterilen dikkatin, yerini bir sıkıntıya, kısıtlanmışlığa bırakması tekrar tekrar döner beynimde. Veya trafikte gördüğüm kamyonlar aklıma Kamyon Şoförleri Buluşması’nı getirir, oradaki ince mizah gülümsetir beni.

bazen_hayat-elmaaltshift

Öykülerin kahramanları da çeşit çeşittir, bazen bir sinek öldürülür, bazen etraftaki insanlar dikizlenir, ışıklarda karşıdan karşıya geçmek için beklerken görülen bir şeyden hayrete düşülür, bir baba kızları üzerinden hayatını eleştirir, trende bir kadın başka bir genç kadına tavsiyeler verir; yani kısaca Sine Ergün günlük hayattan kesitler alarak, olabilecek en duru ama en hisli biçimde bize o “an”ı anlatır. Zannımca, öykücülüğün nüansı da budur.

Kendisiyle yapılmış bir röportajda, iyi bir gözlemci olmadığını, bir defa tanıştığı insanla daha sonra üç, dört defa daha tanışabileceğini söylemiştir Ergün, ancak eller konusunda hafızasının çok iyi olduğunu da eklemiştir. Bir fotoğrafa bakarak yazmanın, etrafa bakarak bir öykü çıkarmaktan daha rahat geldiğini belirtmiştir. Oysa öyküleri, hayatla ve insanla, çokça da kadınlar ve onların iç dünyalarıyla ilgili karmaşaları, sanki yazar müthiş bir gözlem ustasıymışçasına dokunmaktadır. Öykülerin kimilerinde, özellikle sonlarda ya da en can alıcı noktasında göze çarpan kelime tekrarları gözü rahatsız etmez, aksine o ana, mesela mutfakta konuşan iki kadın arasında geçen diyaloga tam bir gerçeklik kazandırır. Dediğim gibi, kadınlarında bir iç sıkıntısı hüküm sürmektedir. Evli ancak özgürlüğünden olmuş bir kadın, kendini kadın gibi hissedemeyen bir kadın, hayatın sillesini yemiş bir başkası, takside giderken sarhoş erkek arkadaşını idare etmeye çalışan bir kadın, en yakın arkadaşı evlenmek üzere olan bir başka sıkıntılı kadın. Düşünen, sorgulayan, farkındalık içindeki kadın sıkıntılı kadın mıdır acaba? Bunu da okura bir bir sorduruyor Sine Ergün aslında.

Sade bir dilden söz ediyorum diye, bu dilin keskinliği hususunda da yanılgıya düşmemenizi öneririm. Can yakan öyküler bunlar aynı zamanda. Bana ucundan bucağından Barış Bıçakçı’yı anımsatmış olsa da, Ergün’ün dili ve öykü kurguları hüzünlü olmaktan öte karanlık. Yani bir öyküden diğerine geçerken içlenmekten öte gerilmeniz mümkün. Sanki uzun ve güzel kelimelerden geriye en rafine olanlarını bırakıyor ve bunlar da tek başlarına okuru alıp bir bara, balkona, taksiye, toplantıya, odaya, yol kenarına, kare bir masanın bir köşesine, ölü (acaba?) bir kedinin atıldığı bir çöp bidonunun yanıbaşına bırakıveriyor. Başta da dediğim gibi, Raymond Carver’la yapıyor kitabının açılışını Sine Ergün. Usta öykücü Carver’a öykünen pek çoğumuz gibi yapay bir dili reddederek, bu biçimde karar kılarken, kısa metinleri ile bizleri hem düşündürüyor, hem de bir sonraki kitabını dört gözle bekletecek kadar etkiliyor.

Doğacan Doğan
1987’de İstanbul’da doğdu ama Bodrum’da büyüdü. Liseyi İzmir Amerikan’da okuduktan sonra Bilgi Üniversitesi’nde Hukuk eğitimine başladı. Edebiyatla çocukluğundan beri çok haşır neşir olmasına rağmen, bu “çok okumanın elzem olduğu” bölümü bir türlü sevemedi. Yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldı, bol bol okudu, birazcık yazdı ve okulu son senesinde dondurup Sabit Fikir‘de editör yardımcı olarak çalışmaya başladı. Doğacan Doğan, edebiyata, seyahate, güzel müziğe, şehirde aylaklık etmeye ve yogaya meraklı.

  • Share this on Linkedin0
  • 0

Founder of Elma+Alt+Shift, Co-Founder of yolluyo.com, Creative Group Head at Manajans JWT, Blogger, Painter